2018 de Diyarbakır

Bugün Diyarbakır yolculuğunda esnafın ve iş hayatının bu ekonomik koşullarda ve siyasi belirsizlikte Ne aşamada olduğunu görme fırsatı yaşayacağım.

Türkiye hükümetinin daralan vizyonunda ortadoğu ve batı dünyasındaki yanlızlığı Afrin Savaşı ile Türkiye iç dengeleri nasıl etkileyeceğini görebileceğimiz bir şehir Diyarbakır. Kimine göre Diyar-ı Bekir Diyarbakırlının yerlisine göre Amed.

Amed kadim bir şehir. Binlerce yıllık tarihi ile bu günlerdeki iç Siyasetin belirleyici dinamiklerin bulunduğu nadir şehirlerden biridir.

Hükümetin kayyum ile idare etmeyi tercih ettiği bu güzel şehirde acaba hükümet başarılı mı olmuş yoksa eski yerel yönetim daha mı başarılıydı.

Bunları görme fırsatım varken Çok Sevdiğim büyük insan rahmetli Tahir Elçi’nin katledildiği yere giderek anmak istiyorum.

Şimdi gittim geldim gördüklerimi aktarma zamanı.

Kayyum belediyenin yaptığı ve bitirdiği bir proje ve başarı yok. Hiçbir yerel yönetim projesi de yok. Bunları hem4günlük gezmeler Sonucu hende halkın her kesiminden aldığım cevaplara göre sonuçlandırıyorum. Aksine belediyelerin personel alımlarını tamamen iktioder yanlısı kişilere aktarılması halk içinde büyük huzursuzluklara neden olmakta.

Esnafın büyük kısmı Çoğu kapalı yollar neden. ile sıkıntı yaşadıklarını aktarmaktalar.

Ekonomik olarak daralan Diyarbakır’da enfazla etkilenen sektör ta bii ki inşaat ve gayrimenkul sektörü. Kayyum öncesi450.000 TL-500.000 TL aralığında satılan200 m’lik bir daire bugün380.000 TL -400.0000 TL aralığına inmiş durumdan ve halen satışlarda artış Sözkonusu değil.

Siyasi olarak Diyarbakır son seçimlerde %68 civarında oy ile1 C i parti iken Şu an biraz gerilemiş olsa da%60 civarı oy alacak kapasitede. Tabii24 Saatsı çok önemli olduğu bir ortanda bu köprünün altından daha Çook sular akar.

Diyarbakır huzuru vegüveni hakeden bir şehir. Diyarbakır’ı Diyarbakırda yaşayanların seçtikleriniin yönetmesi en önemli şarttır. Merkezi bir yönetim ile ne Diyarbakır’ı kazanabilirsiniz re de Diyarbakır’lıyı.

Kayyum yönetiminin derhal Diyarbakır halkına devredilmesi Diyarbakırlının ve Türkiyenin Lehine bir durumdur.

Ayrıca Tahir Elçi yi katledildiği yerde andım. Unutulmazlar arasındaki koca yürekli Tahir Elçi yi rahmetle anıyorum.

Unutmadan Ciğer ve tatlısını anmadan geçmeyelim.

Hoşçakal kadim Şehir Amed.

Sevgiyle kalın.

ŞOREŞ YILDIRIM

twitter : @soresyildirim

Reklamlar

Yine Aynı Senaryo

Futbol böyle birşey.

Çalışmazsan başaramazsın. Rakibini analiz etmezsen hüsrana uğrarsın.

Beşiktaş bu gece taktiksel hata ile oyuna başladı.

Caner ofansif sol bek. Türkiye’de her zaman iş yapar. Ama Bayern karşısında Sol taraf yol geçen hanına döner. Adriano gibi bir bek varken, sağda Gökhan gibi kademeye girebilen bir sağbek varken neden Caner’le başlarsın. Negredo formsuz ise neden Wagner Love ile başlarsın. Takıma daha alışamamış ve ağır. Onun yerine Orta sahada Atiba, Medel ve Tolgay ile başlasa ilerde Talisca olsa Beşiktaş daha yere basan ve defansı rahatlatan bir oyun sergilerdi.

O zaman defansda hata yapılmaz ve o gereksiz kırmızı kart da olmazdı.

Şimdi herkes Bayern dünya takımı diyecek.

Peki nasıl dünya takımı oldular onu kimse sormaz?

Önce disiplinli çalışma, sonra taktik bilgi ve en sonunda rakibi analiz etme.

Yani bizlere çok uzak bir düşünce. Ve önümüzdeki onlarca yıl olamayacak bir düşünce.

Bizde hep onlar zaten dünya takımı diyerek yalancı avutmalar ile zamanımızı geçireceğiz.

Birde birbirimize takılarak kızdıracağız.

Yenilen takım taraftarları diğerlerine “Siz nasıl Türksünüz ki yabancı takımı tutuyorsunuz” diye kızacaklar.

Ama bir düşkün ki hep aynı senaryo hep aynı senaryo.

Geçmiş olsun Beşiktaş diyeceğim ama seneye yine aynısı olacağı için pek de geçmeyecek. Her takım için.

Sevgiyle kalın

ŞOREŞ YILDIRIM

twitter : @soresyildirim

Vergi ve SGK için Toplumsal Barış

Burada anlatmak istediğim şudur ki; ülkemizde özellikle esnafın gider kaynaklarının en büyüğü ve önemlisi Vergi ve sgk giderleridir.

Esnaf ve küçük işletmeler bu gidere hiçbir zaman bir çare bulamamaktadırlar.

Hükümetler ise bu gelir kalemini bırakmak istemezler. Bu nedenle yıllardır kangren olmuş bu soruna bir neşter vurmak hükümetin vergi ve sgk da Toplumsal Barış yapması ile olur.

Bununla ilgili biryazı yazmadan önce BIMER aracılığı ile Maliye Bakanlığından Türkiye’deki şirketlerin sermayelerinin ve borçluluk durumunu gösteren bir tablo istedim. Olumsuz cevap alınca ufak bir araştırma ile bazı verilere ulaşıp küçük bir çözüm buldum.

Firmaları; Sermayeleri, Vergi, Sgk, Bağkur borçları, bu borçların süreleri, firmanın yaptığı alış ve satışları gibi kriterlerle oluşturulabilecek tablolar ile değerlendirme yapılmalı. Bu değerlendirme ile firmaların borçları yüzdesel olarak değerlendirilebilir.

Ülkemizde o kadar çok atıl (pasif) durumda şirket var ki yılda sadece boş beyanname vererek 4 bin TL kadar Vergi borcu oluşmakta. Ve bu atıl şirketlerin -ki bu şirketlerin hiç fatura girişi ve çıkışı yoktur- tasviye edilmesi yaklaşık 2 yıl ve 3 bin TL kadar bir maliyeti var. İnsanlar bu nedenle ne borçlarını ödeyebiliyorlar ne de şirketlerini tasviye edebiliyorlar. Ayrıca bir ofis-dükkan ve muhasebe ücretleri de cabası. Veya 3-4 yıl öncesinde zarar eden bir şirketin oluşan Vergi ve SGK borçlarını ödeyemez halde olması ve sürekli iş hayatını olumsuz etkilemesi tüm şirket sahiplerini etkilemektedir,

Bu tarz borçlar onlarca değil binlerce şirketi ve şirket sahiplerini bir sarmal içinde harap etmektedir.

Bunu çözmek demek toplumsal barışı sağlamak demektir.

Çözüm için itirazlar veya vereceğim rakamlar konusunda itirazlarda olacaktır. Başta da söylediğim gibi bilgiler net olmamakla birlikte araştırmalarımda çıkan rakamlar.

6736 Sayılı kanun ile borçların yapılandırılması sırasında devletimizin toplam alacağı tutar 97 milyar TL idi. Vergi ve SGK yapılandırılması toplamı 77, 6 milyar TL. Yani yaklaşık 20 milyar TL borçlu hiç borcunu sahiplenmemiş. Ayrıca ilk taksit ve peşin ödeme 13 milyar TL iken bunun yarısı olan 6.5 milyar TL ödeme alındı. Yani 77.6 milyar TL nin çoğu kanunen yapılandırması bozulmuş oldu. hükümet bununla beraber taksit ertelemeye gitti ama değişen pek birşey olmadı.

Şimdi yeniden bir yapılandırma yapılması için çalışmalar yapılmakta. Ama bu da bir çözüm olmayacaktır.

Çözüm belki çok radikal olacaktır ama devlet alacaklarının çoğunun tahsil edecek ve sarmal içinde boğulan iş dünyası rahatlayacak ve yeni istihdamlar için iş dünyası harekete geçebilecektir.

Örneğin bir şirketin 50 bin TL sermayesi olsun. Son 3 yılda hiç fatura giriş ve çıkışı olmasın. Toplam Vergi ve SGK ana borcu 40 bin TL faizleri ile 60 bin TL olsun. Şirket hiçbir iş yapmadan hem borçlanmaya devam edecek hemde borçlarını ödeyemediği için iş de yapamayacak.

Bir yapılandırma planlaması ile şirketin tüm faiz borçlarını sıfırlayıp ana para borcuna odaklanmalı. Ana para borcunun %50 sini yani 20 bin TL yi 120 gün içinde ödediği taktirde borcun sıfırlanması gibi bir yapılandırma ile şirketin tasviyesini de yapma hakkı verilmesi sarmalın sona ermesini sağlar.

Yani 60 bin TL yerine 20 bin TL ödeme ile tüm borçtan kurtulmak herkesi mutlaka harekete geçirir.

Böyle bir durumda binlerce Şirket ne yapıp edip bu borçtan kurtulur. Bu borç limitlerini toplam 200.000 TL ile sınırlarlandırmak kötü niyetlilerinde önüne geçmesini sağlar.

Buradaki amacımız küçük esnaf ve şirketlerin ekonomiye katılımlarını sağlamak ve devlete gelirleri arttırmak.

Buna benzer olmamak ile beraber Güney Kore hükümeti devlete 9.128 dolar karşılığı borçların tamamını hayata yeni bir başlangıç yapabilmeleri için sileceğini açıkladı.

Bizde devlet olarak yapabiliriz. Verdiğim örneği çoğaltabilir, yüzde oranlarını arttırabilir hayata yeni bir başlangıç yaparak ülke ekonomisine katkı sağlayabiliriz.

Amacımız daha iyi bir ülke yaratmaktır.

Sevgiyle kalın.

ŞOREŞ YILDIRIM

twitter : @soresyildirim

YALANDAN BÜYÜYORUZ

12.12.2017

Sevgili Okurlar,

Dün açıklanan TÜİK verilerine göre Türkiye 3.üncü çeyrekde %11.1 büyümüş. Gönül ister ki her çeyrekde %20 büyüyelim. Ama bu imkansız. Sadece Türkiye için değil dünyadaki hiçbir devlet bu şekilde büyüyemez. Ekonominin doğasına aykırı.

Türkiye’deki büyümeyi ya manipüle ederek söylüyorlar ya da kaçırdıkları bir konu var. Ben ikincisi olduğuna inanmak istiyorum.

İlk olarak Türkiye dünyada ticaretinin büyük bir kısmını Amerikan Doları ile yapmakta. Yani Türkiye’de doların yükselişi ihracatçıyı mutlu ederken ithalatçıyı üzmektedir.

2016 yılının 3. Çeyreğine göre hesaplanan büyümeye bir gözatmak gerekir.

2016 yılının 3. Çeyreğinde Amerikan doları ortalaması 2.94 TL iken 2017 yılında bu rakam 3.50 TL ortalamasına çıkıyor. Yani %19,5 artış var.

2016 yılının 3. Çeyreğinde ihracatımız toplamı 30 milyar 270 milyon Amerikan Doları iken 2017 yılında 35 milyar 250 milyon Amerikan Dolarına çıkıyor. (Kaynak: TİM. Türkiye İhracatçılar Meclisi) Bu da %16 artış demek. Peki aynı dönemlerde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine baktığımızda ithalat rakamları ne durumda. 2016 yılının 3. Çeyreğinde ithalatımız 52 milyar Amerikan Doları. 2017 yılında ise tam net açıklanmayan rakamlara göre 56 milyar Amerikan Doları. Yani %10 artış olmuş.

Ayrıca Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine baktığımızda 2015 yılı ihracat rakamlarımız 2016 yılına göre 1 milyar 214 milyon Amerikan Doları daha az.

Peki Doların artması ile ithal edilen bir hammadde maliyetinin yükselmesi ve ihracat rakamının artması paralel değil mi?

Örneğin; 2016 yılında bir ürün 5 TL’ye mal oluyordu. 6 TL’den 100 birim satılıyordu. 600 TL ciro 100 TL brüt kâr elde ediliyordu. Aynı ürün 2017 yılında doların yükselişi ile yani yaklaşık %20 artışla 6 TL’ye mal oluyor. Ancak ihracat rakamlarına göre %16 artış ile yine 100 birim satılınca 694 TL ediyor. Yani 94 TL kâr elde ediliyor. Burada %6 lık bir kayıp varken nasıl oluyorda %11.1 büyüyebiliyor ekonomi.

Buna benzer birçok örnek yaratabiliriz. Ayrıca Gümrükte uzun zaman bekletilen hele hele ay sonlarına denk gelince bir önceki yılın çeyreğini düşünerek gemiyi limana yaklaştırtmayan bir anlayış olduğunu ithalatçı firmalardan dinleyebiliyoruz.

Enflasyon rakamlarının %14 lerde gezdiği bir dönemde, İşsizlik rakamlarının %12 lerde gezdiği bir dönemde Türkiye’nin büyüme rakamları çok net değil.

Ülke olarak ağır sanayisi olmayan bir ekonominin büyüme rakamları pek gerçekçi durmuyor. Ayrıca ihracat kalemlerinin en büyüğü otomotivin hemen hemen çoğu malzemesi ithal edilmekte. Bu da ihracat rakamlarının gerçek ihracat olmadığı, işlenmemiş ürünlerin ihracatı suni büyümeyi gösterir.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Eylül 2017 de yayınlanan verilerine baktığımızda İhracatımız %8,7 artış gösterirken, ithalatımız %30,6 artış sağlamış. Eylül ayındaki dış ticaret açığımız %85 artış göstererek 8 milyar Amerikan Doları açık vermiş bir ekonominin aynı ayı içine alan 3. Çeyrekte nasıl %11.1 büyüdüğünü kimseye inandıramayız. Kimse derken küresel ekonomi ve Global şirketlerden bahsediyorum.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2016 yılında 56 milyar Amerikan Doları Dış Ticaret açığı varken, 2017 yılında Kasımayı sonu itibari ile 74 milyar Amerikan Doları Dış Ticaret açığı varken nasıl oluyorda %11.1 büyüyebiliyoruz.

Uzun lafın kısası Ekonomimiz kağıt üzerinde birkaç kalem oynatması ile sadece kendimizi kandırırız. Bu da bize suni birkaç zaman kazandırır. Yalandan Büyüme bize zarar veriyor. Başta da söylediğim gibi sistemli bir şekilde dünyanın en düzenli büyüyen bir ekonomiye sahip olmak en büyük arzum. Ancak bu şekildeki açıklamalar bizi her yıl biraz daha geriye götürüyor.

Ekonominiz güzel olsun,

Sevgiyle kalın

ŞOREŞ YILDIRIM

twitter : @soresyildirim

SAYGI DUYMAK ZORUNDASINIZ

Bugün Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün 79. cu ölüm yıldönümü. Kendisini saygıyla yad ediyorum.

Ancak Atatürk ismini bir koruma kalkanı olarak kullanan herkesin gaflet içinde olduklarını görüyorum.

2014 yılının Eylül ayından bu yana ülkeye zarar verenlerin bu gürühla haereket ettikleri aşikar.

Eğer gerçekten Atatürk’ün Devrimleri ve söylemlerini dikkate almış olsalardı, YURTTA SULH CİHANDA SULH ilkesini iliklerine kadar yaşarlardı. Ama yaşayamıyorlar. Sadece kendi menfaatelerini Atatürk’ün ismini kullanarak birşeyler yapıyorlar.

15 Temmuz olaylarında öne çıkmayan ama ülkenin yıpranmasına sebep olanların da bu gürüh ile hareket ettiklerini görmemek ahmakça olur.

Geçmişden dersler çıkararak geleceğin planlarını yapmak tüm Türkiye Vatandaşlarının çıkarınadır.

Sevmiyor olabilirsiniz, hatta nefret ediyor olabilirsiniz (ki insanların yaptıklarından neden nefret edilir onu da anlamam) ama saygı duymak zorundasınız.

Sevgiyle kalın

ŞOREŞ YILDIRIM

twitter  : @soresyildirim

REFERANDUM

03.03.2017

Halka sorulacak.

Acaba halk konuyu ne kadar biliyor.

18 madde oylanacak.

Peki %50.01 oy çıkarsa kalan %49.99 kişinin oyu boşa mı gidecek.

%49.99 yaklaşık 27 milyon seçmen.

Bu ne kadar demokratik.

O zaman neden meclisde meclisin %50 si değilde 3/2 sinin oyu ile anayasa değişiyor.

Gelişmiş çoğu ülkede referanduma gidildiğinde yani halka sorulduğunda %66 oranı ortaya çıkıyor. %66 oy ile refeandum geçiyor.

Halkın çoğu “Onlar Hayır diyorsa biz Evet diyoruz” mantığı ile ilerliyor. Bu referandum sadece kaybedene zarar vermez veya kazanan tarafa fayda vermez. 1982 anayasası 35 senedir kullanılıyor. Yani bu referandum ile önümüzdeki 25-30 sene kullanılabilir. Mevcut liderlerin çoğu olmayacak. Yeni gelecek liderlerin bu anayasa ile Türkiye Devletine ne kadar faydası olacak ne kadar zararı olacak.

Bu nedenle maddeleri mutlaka okuyalım.

Ben okudum.

Referanduma kadar bu 18 maddeyi tek tek yorumlamaya çalışacağım.

Sevgiyle kalın

ŞOREŞ YILDIRIM

twitter  : @soresyildirim

 

EKONOMİ NE DURUMDA?

14.09.2016

Ülke olarak birçok sorunlarla uğraşıyoruz. Bu sorunları kendi kendimize yarattığımız kesin. Ne kadar fazla kargaşa o kadar fazla yönetimde kalma psikolojisi.

Ancak bu kadar kargaşa yaşanırken, ekonomi ne durumda bir de ona bakmak lazım. Nihayetinde ekonominiz bozuk ise siz ne kadar yönetimde kalsanız da birgün halk isyan eder ve siz orada kalamazsınız.

Ülke olarak üretim yapmıyoruz. Yıllarca aynı siyasi düşünce tarafından yönetilen bir ülkede ki bu süre 14 yıl gibi çok uzun bir süredir, bir otomobil dahi üretemedik. Kendimize ait bir otomobil. Bu çok mu zor. Bence hayır. Ancak ithal edilen bir araçdan alınan vergilerin yüksekliği üretip satmaktan daha kârlı duruyorsa tabii ki niye üretelim ki. İthal et yurtiçinde sat daha kârlı.

Tarım bitmiş durumda, otomotiv yok zaten, ağır sanayi yok, küçük esnaf iki yılda bir vergi sgk affı olmasa bitik durumda ki bu haliyle bile zor geçinir durumda.

Bir esnaf arkadaşım ile görüştüğümde ki kendisi simit üretip peşin satmakta; son 1,5 yıldaki satışlarını anlattı bana. 1,5 yıl önce günde 100 adet simit satarken, şubat 2016 yılına kadar 70 simide, şubat – eylül 2016 arasında 40 simide kadar düştü satışlarım dedi. Bende başka simitçi dükkanı mı açıldı neden dedim. Hayır başka açılan dükkan yok. Sadece insanlar simit yerken bile düşünmeye başladı dedi. Tabii ki bu tür ekonomik sıkıntılar önce alt gelir seviyedeki insanları vuruyor. Daha sonra üst ekonomik gelir seviyesindeki insanları vurmaya başlıyor. Bir örnek de geliri yüksek bir dostumdan dinledim. Kendi arsalarına konut yapıp satan bir firma sahibi. Son on yılında ayda 12-13 adet konut satabilen bir firma. Geliri yüksek bir firma. Onunla yaptığım sohbette; son 5 aydır bir tane bile konut satamadığını söyledi. Ankara’nın üst gelir seviyesine hitap eden konutları ile şu an 350 adet konut üreten bir firma. Demek ki yavaş yavaş üst gelir seviyesine doğru ekonomik sıkıntılar ilerlemeye başladı.

Biraz daha araştırdığımızda; son 15 yılda ülkede kazanç olarak gayrimenkul alım satımına yoğun ilgi gösteren bir toplum ekonomik olarak güçsüzleşmeye mahkumdur.

15 yıl önce 1 birime alınan bir arsa 15 yılda 1000 birime ulaşıyorsa kim yatırım yaparki. Sonra ekonomi çok kötü diye ağlamalar sızlanmalar had safhaya ulaşıyor.

Bu buhran yıllardır var. 5-10 yılda bir ekonomik krizler ile boğuşup duruyoruz. Biz ülke olarak üretmeyi öne alıp, alım satımı geriye koymadığımız sürece bu buhran devam edecektir.

Kouları üst üste koyarsak bir kitap yazabilecek malzemeye sahibiz. Bu buhrandan ve yeni ekonomik paketlerden hükümet sorumludur. Bazı Kosgeb desteklerini ayırırsak hemen hemen yok denecek kadar az programımız olduğunu görebiliyoruz.

Çok acil olarak; Vergi SGK afları yapacağımıza üreterek dünyaya satabilen bir ülke yaratmak zorundayız.

En çok iş de birçok sorun yaratan ve ekonomiyi ikinci plana hatta üçüncü plana atan hükümete düşüyor.

Dış dünyada itibarlı, içerde barış ve huzur içinde, ortalama günde 30 kişinin ölmediği bir ülkede bayram içinde yaşamayı umut ediyorum. İnsan olan, ölümlerden hoşnut olmayan, insanların ve vatandaşların kurban bayramı kutlu olsun.

Sevgiyle kalın

twitter  : @soresyildirim